Header Ads

Hayalimizdeki kişiye aşık oluyoruz...

O rengarenk bir kadın... Ve bu renkleri görmeyi, yol arkadaşıyla öğrenmiş. Demir Demirkan’la tam 14 yıldır birlikte ve hayata onunla aynı pencereden bakıyor. Her sabah uyandığında, yanında uyuyan adama bakıp onu tanıdığı ilk günkü heyecanını hissediyor. Sertab Erener, rengarenk, aşk dolu dünyanın kapılarını Hello! dergisine açtı.

Son albümünüzün adı gibi “Rengarenk” bir ruh halinde misiniz artık? ıçsel yolculuğunuz bitti mi?    

- İçsel yolculuk hiç bitmiyor ki... O renklilik hali tabii ki insanın içinin güzelleşmesi ve daha pozitif olmasını sağlıyor; hayata farklı bir bakış açısı getiriyor. Ama “bitti, tam olduk” diye bir durum yok. Her insanın yolculuğu da bambaşka. Ben zihnimi ve algımı tedavi etmeye çalıştım. Ondan sonra da varoluşla ilgili daha felsefi sorular sormaya başladım.

O ağır süreçleri geride bıraktıktan sonra her şeyi unutuyoruz ama... Sizin dönüşümlerinizin ana hareket noktası neydi peki?

- Biz acıdan ve hastalıklarımızdan besleniyoruz. Bu o kadar besliyor ki bizi, yaşadıklarımızı başkalarına anlatırken neredeyse zevkten salyalarımız akıyor! ınsanlar, birbirleriyle mutlulukları yerine acılarında buluşmayı seviyor. Acıdan besleniyor, birbirlerine yaralarını gösteriyorlar. Ama yaşadığın problemlerin tek sorumlusunun kendin olduğunu gördüğün gün, ciddi bir şok geçiriyorsun. Bunu geri çevirmek için yolculuğa çıkınca da insanlarla olan ilişkilerin değişiyor, hatta uzun ve mutlu bir aşk ilişkisi yaşayabiliyorsun. Hayatta varoluşumuzun tek gerçeği, iletişim! Beni mutluluğa doğru götürecek seçimleri yapan biri olmak adına değişmek istedim. Farkındalığımı artırmaya çalışıyorum ve artık çok daha sağlıklı biriyim. Çünkü hastalıklardan beslenmiyorum. Ayrıca pek çok korkumu yendim.

Hangi korkularınızı yendiniz?      

- Hastalık, böcek ve yalnızlık! Artık tek başıma kalabilme özgürlüğü ve cesaretine sahibim. Aslında hayatta hiçkimse kafamıza silah dayayıp hiçbir şeyi zorla yaptırmıyor bize... Biz buna izin veriyoruz. O büyük egoya rağmen farkındalığını hep açık tutup, o egoyu nasıl kontrol edeceğini öğrenmelisin. ışte bütün bunları deneyimledikçe, daha mutlu ve sağlıklı kararlar vermeye başladım.

GÖRMEK İSTEDİĞİMİZ İNSANI SEVİYORUZ

“Rengarenk” şarkısında “Herkes tamdı ben yarım/ Boşluklar hep dolar ya/ Yalnızdı benim yanım” diyorsunuz. Siz boşluklarınızı neyle doldurdunuz? Aşkla mı?

- Aslında kendimizi yeterince tanımıyoruz. Kendimizi tanısak, hiç yalnız olmadığımızı da anlayacağız. Eğlenebileceğin ve iyi vakit geçirebileceğin tek bir şey var; o da kendinsin...

Sürekli değişim, açlığınızı mı dindiriyor? Yoksa sizin için önemli olan “Varmak değil de sadece gitmek” mi?

- Bir açlık var: Bu anlama, öğrenme ve kendini daha iyi bilme açlığı... Aslında aramak da değil. Ararsan, arayan kişi olursun. O kişinin başka bir rolü yoktur, aradığını da bulamaz. “Farkına varmak” daha doğru bir kelime. O açlık hissi; farkında olmaya doğru giden zeka ve bilgilenmek...

Her hakiki aşk hikayesi umulmadık dönüşümlere yol açar... Peki ya sizinki?

- Ben sadece onun o zekice yolculuğunda yanında durdum. O da aynısını yaptı. Hiçkimse birbirini değiştirmeye çalışmamalı çünkü bu çok büyük bir hata. Birini olduğu gibi sevebilmek en önemlisi...

Hayalimizdeki kişiye aşık oluyoruz...

- Biz, aslında görmek istediğimiz, olmazsa olmazlarımız diye tanımladığımız insanı seviyoruz. O insanın gerçeğine bakmıyoruz ki, korkudan, alışkanlıklarımızdan, öğretilerimizden veya egomuzdan... Seç birini! Biz biriyle beraberiz ama o insanın kim olduğunu bile bilmiyoruz. O hormon fırtınaları bittikten sonra yavaş yavaş ipuçlarını almaya başlıyoruz. Karşımızdakinin aslında bizim aklımızda yarattığımız insan olmadığını gördüğümüzde de büyük bir şok yaşıyoruz. ılk adımda zaten oyunu kaybediyoruz, ama üzerine evlilikler kuruyoruz. Sonra da altı ay veya birkaç yıl sonra boşanıyoruz.

İLK GÜNKÜ GİBİ SEVİŞEBİLİRSİN

Siz Demir Demirkan ile bunları nasıl aştınız?

- Çok uyanık ve gerçekten diken üstünde olmak lazım... Taoist master’lar “Ölümsüzlük vardır. Çünkü biz ölüme yüzde yüz inandığımız için ölüyoruz” der. Yani inancımız bizi öldürüyor. Küçük bir şüphe bile her şeyi yıkabilir. ışte ilişkilerde o çukurlara hepimiz düşüyoruz. Halbuki o değişiyor, seninle birlikte güzelleşiyor. O farklılıkları takip edersen her şey çok daha taze kalıyor. Hatta ilk günkü gibi sevebilirsin, ilk günkü gibi sevişebilirsin.

“İnsan kendi kurgusunu yaşıyor” diyorsunuz. Peki ya dışımızdakiler?

- Dışımızdakiler, onlara izin verdiğimizde hayat oyunumuza giren kahramanlardır.

Judi Krihsnamurti’nin eserlerini okudunuz, ondan eğitimler aldınız...

- Kitaplar insanı etkiliyor ama onlarda sadece teoriler var... Bu işin gerçeği, kendinin deneyimlemen... Bunun en iyi yöntemi de meditasyon. ınsanın sukünet içinde oturup zihnine uzaktan bir başka kişiymiş gibi bakabilmesi... Bu yolculuğa altı yıl önce Demir ile birlikte çıktık. Bu aslında bizi çok daha fazla kenetledi birbirimize. Uzakdoğu’ya gittik, hocalarla birlikte çalıştık, Taoist, Ci Kong, Neigung ve Hotien gibi pek çok yöntem denedik. Bütün bu süreç bize yöntemlerin bir yere kadar işe yaradığını gösterdi. Çünkü bir tek yolculuk var; o da kendi iç yolculuğunuz...

BİR OKUL AÇMAK İSTİYORUM

Müzik yaşamınızda 20 yılı geride bıraktınız. Müzik yolculuğundaki değişimler neler?

- Müzikteki en büyük açlığım, kendini geliştiren ve yenileyen bir devinim olması. Yani şarkı söylerken bir müzik kutusu olmaktan çıkıp o anı, o anın her farklılığını ve ruh halini sesime yansıtmaya çalışıyorum. Her sahneye çıktığımda kelimelerin anlamı bile farklı geliyor bana. ışte bu da bana değişim, yeni ufuklar ve kapılar açıyor.

Yeni projeleriniz arasında neler var?

- Müzik beni mutlu ettiği sürece olacak. Müzisyenim, şarkıcıyım diye illa bunu devam ettirmem gerekmiyor. Düşünmeyi ve gelişmeyi sevdiğim için, başka alanlarda da beni mutlu eden bir şeyler yaratabileceğime inanıyorum. Müziğin dışında kafamda bazı şeyler var. Bütün bu konuştuğumuz konuları, gençlere ve çocuklara iletebileceğim bir okulu hayata geçirmek istiyorum.

SONUMUZ DİNAZORLAR GİBİ OLACAK

Bu yaşamdan beklentileriniz neler?

- Esas enerji, kişinin kendi içinden alacağı motivasyon. Çünkü insanlar birbirinden çok kopuk. ınsanoğlu iletişim kuramıyor, acı çekiyor, dünyayı bozuk para gibi harcıyor, yakıp yıkıyor ve bu arsızlık doruk noktasında... Sonumuz aynı dinozorlar gibi olacak. Böyle bir medeniyet gelmiş geçmiş ama ama kafaları bir türlü basmamış diyeceklerine inanıyorum. Her bireyin farkındalığının artması gerek. Ayrıca insanların toleransı ve sevgiyi yeniden hatırlaması lazım. Tek ilaç sevgi!

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Önizleme
Bumerang - Yazarkafe