Ads Area

'Uçurum, İnsanla Vicdanı Arasındaki Son Mesafedir'

'Uçurum, İnsanla Vicdanı Arasındaki Son Mesafedir'
Ödüllü Yazar Serhat Kaya’yla Son Romanı Uçurum’u Konuştuk.


Türk edebiyatında son yılların dikkat çeken romancılarından olan Serhat Kaya’nın yeni romanı Uçurum, okurla buluştuktan sonra yalnızca tarihsel arka planıyla değil, insan ruhunun en karanlık kıvrımlarına inen cesur anlatımıyla da konuşulmaya başladı bile. Franco gölgesindeki İspanya’dan yükselen bir vicdan hikâyesi anlatarak çarpıcı bir biçimde başlayan roman, okuru sadece bir hikâyenin değil, sanki doğrudan insanlığın içine çekiyor. Magazin 24 Saat olarak romanın yazarı Serhat Kaya ile Antalya’da, denize bakan sakin bir öğle vaktinde bir araya geldik; masamızda kahveler, sohbetimizde edebiyat vardı. Kaya’ya Uçurum’un vaadini, edebiyattaki yankılarını, sınırları aşan anlatı tercihini ve Türk romancılığındaki yerini sorduk. O da en az romanı kadar sakin ama derin cevaplar verdi.

'Uçurum, İnsanla Vicdanı Arasındaki Son Mesafedir'

– Uçurum’u yazma fikri nasıl doğdu? Bu romanın kalbinde ne var?
Serhat Kaya: Uçurum’u yazarken bir coğrafyayı değil, çekirdeğinde insan olan, dünya toplumlarının tanık olduklarını ve gerçek duygularla bezeli bir tarihi dönemi yazmak istedim. Hepimizin hayatında bir eşik anı vardır. Bir karar veririz ve o karar bizi büyütür, gelişitirir ya da bizden bir şeyler eksiltir. Romanın bütününde olduğu gibi, kalbinde de o eşik var. Uçurum, insanla vicdanı arasındaki son mesafedir.

 

– Franco dönemi İspanya’sını seçmenizin özel bir nedeni var mıydı?
Serhat Kaya: Baskıların dili evrenseldir. Coğrafya değişir ama korku, suskunluk ve cesaret aynı kalır. İspanya’yı seçmemin nedeni, aslında günümüzle geçmiş arasında tarihsel, hissedilir bir mesafe kurmaktı. Okur, politik tartışmaya kapılmadan insanın iç çatışmasına ve toplumsal gerçekliklere odaklansın istedim.

 

– Kendinize has bir tarzınız olduğu çok açık. Bununla beraber, kaleminiz zaman zaman Dostoyevski’nin ruh çözümlemelerini, Camus’nün varoluş sancısını, hatta yer yer Hemingway’in yalın sertliğini hatırlatıyor. Kendinizi dünya edebiyatında kimlere yakın hissediyorsunuz?
Serhat Kaya: Teşekkür ederim. Edebiyat okyanusunun deniz fenerleri olan isimlerle anılmak elbette büyük bir onur. Tabii bu sizin değerli düşünceniz, lakin kalemim için onları hatırlatıyor demeniz, düş gibi bir şey olur benim adıma. Kendimi bir yere yakın hissetmekten çok, insanın içindeki karanlığı dürüstçe yazmaya yakın hissediyorum. Zaten bu yüzden realizmde ve toplumcu gerçekçilikte romanlar yazıyorum. Eğer okur yazdıklarımda bu tadı buluyorsa, bu sadece benim değil, edebiyatın ortak damarının gücüdür.


– Roman boyunca “suskunluk” güçlü bir tema. Sizce susmak bir zayıflık mı?
Serhat Kaya:
 Susmak bazen korunmaktır, bazen suç ortaklığı. Uçurum’da bunu çok netleştirmek istemedim; okur kendi kararını versin istedim. Çünkü hayat çoğu zaman siyah ve beyaz yerine sıklıkla gri alanlardan oluşuyor. Ama şuna inanıyorum; insan en çok sustuğu yerlerde kendisiyle baş başa kalır. Suskunluk dışarıya karşı bir savunma gibi görünse de içeride büyüyen bir yankıya dönüşebilir. Mateo Viento’nun, yani ana karakterin hikâyesinde de bu var; susmanın insanın içindeki boşluğu nasıl büyüttüğünü göstermek istedim.

'Uçurum, İnsanla Vicdanı Arasındaki Son Mesafedir'

– Edebiyatta ustalık meselesi önemlidir. Zülfü Livaneli sizin için ne ifade ediyor?
Serhat Kaya: Livaneli… Ustayı anlatmaya başladığımda cümlelerim uzar; neredeyse Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ndeki kadar. O yüzden ağyârını mâni, efrâdını câmi olsun, sözü kısa tutmuş olayım: Benim için Livaneli, hünerdardır, polimattır; edebiyatın vicdan damarını temsil eder. Romanlarında müzik gibi akan bir anlatı ve güçlü bir toplumsal bilinç vardır. Benim de gayem, kalemimle o vicdanı diri tutmak. Ne mutlu ki zihin ve gönül heybem ustanın öğretileriyle dolu; çağdaşı olup ondan beslenmiş olmayı hep bir şükür sebebi sayıyorum.

 

– Uçurum için ödül beklentiniz var mı?
Serhat Kaya: Ödüller, hoş takdirlerdir. Kitaplarım ödüle layık görülünce mutlu oluyorum tabii ki, ama kalıcı olan okurun kalbinde yer bulmaktır. Mesela Uçurum, uzun yıllar sonra yine heyecan ve ilgiyle okunuyor olursa, işte benim için en büyük ödül bu olur.

 

“Edebiyat sabırlıdır.”

 

– Okurlarınızdan sıkça şu yorumu duyuyoruz: “Eğer Serhat Kaya dünya çapında çok büyük bir isim olsaydı, Nadide Adalet, Bekleme Odası gibi kitaplar bir dünya klasiği olurdu.” Bu yoruma ne diyorsunuz?
Serhat Kaya: İsimler büyür, küçülür; metinlerse hep kalır. Örneğin yeni romanım gerçekten güçlü bir metinse, zaman onu hak ettiği yere bir gün zaten koyacaktır. Edebiyat sabırlıdır.

 

“Duyguların pasaportu yoktur.”

 

– Türkiye’de yaşıyorsunuz ama romanlarınızda sınırları aşan bir panorama görüyoruz. Bekleme Odası’nda Fransa, Nadide Adalet’te İran, Uçurum’da ise İspanya anlatının dekoru oluyor. Zülfü Livaneli’nin “Serhat Kaya romanları yerellikten çok edebî bir panorama yaratıyor” sözleri bu tercihi doğru mu tanımlıyor?
Serhat Kaya: Evet, bilinçli bir tercih. Sınırlar, yalnızca toprak parçalarını birbirinden ayırır; insanları değil. Acının ateşi Fransa’da da aynı yanar, İran’da da İspanya’da da. Mutluluk da öyle. Korku, cesaret, ihanet, sadakat… Duyguların pasaportu yoktur. Benim için roman yazmak bir ülkeyi anlatmaktan çok insanı anlatmak demek. Coğrafya da anlatı dekorları da hep değişir, ama insana dair hisler aynıdır.

 

– Türk edebiyatındaki varlığınızı nasıl tanımlıyorsunuz? Ayrıca Uçurum’u kendi romancılık serüveninizde ve çağdaş Türk romanı içinde nereye koyuyorsunuz?
Serhat Kaya: Ben edebiyatta bir yer işgal etmek ya da konumlanmaktan daha fazla, bir iz bırakma ve başkalarını da anlatmaya teşvik etme meselesine inanıyorum. Güçlü bir geleneğimiz var; ben o geleneğin içinde insanın iç çatışmasını merkeze alan bir damar açmaya çalışıyorum. Uçurum ise kendi yazma tarihimin en iddialı yaratımı oldu. Çünkü bu romanda yalnızca bir hikâye anlatmadım; yıllardır zihnimde biriken soruları, suskunlukları ve korkuları bütünlüklü bir yapı içinde kurmaya çalıştım. Büyük romanların gücünün sadece finalinde ya da ana mesajında toplanması gerektiği düşüncesine de çok katılmıyorum, bilakis, başından sonuna taşıdığı bütünlükte saklı olduğuna inanıyorum. Kendi payıma, okur kitabı kapattığında tamamlanmış bir metinle karşılaştığını hissetsin isterim. Eğer bunu başarabildiysem, doğru yoldayım demektir.

 

– Uçurum’u henüz okumamış okurlara ne söylersiniz?
Serhat Kaya: Uçurum, sadece bir hikâye değil, görkemli bir yüzleşme arenası bence. Okurken kendinizle karşılaşmaya ve gerçek duygulara tanık olmaya hazırsanız Uçurum sizi bekliyor diyebilirim.

'Uçurum, İnsanla Vicdanı Arasındaki Son Mesafedir'

Türk Edebiyatında Yükselen Bir İsim…

 

Antalya’daki o sakin buluşmadan ayrılırken şunu düşündük: Uçurum, yalnızca bir roman değil, belki de büyük bir iddianın ortaya konuşu. İnsan ruhunu tarihi bir fonun ötesinde, evrensel bir vicdan düzleminde ele alan; cesareti, içsel bir hesaplaşmaya dönüştürmeyi başarıyla kotarmış güçlü bir roman. Serhat Kaya’nın kalemi; derinlik, sadelik ve cesareti aynı potada eriten bir çizgide ilerliyor.

 

Toplamda dokuz esere ulaşan üretiminde özellikle Bekleme Odası ve Nadide Adalet’le kısa sürede birçok ödüle layık görülmesi, edebiyat çevrelerinin dikkatini üzerine çekti. Bu iki roman hem anlatım dili hem de kurduğu psikolojik derinlikle geniş okur kitlelerine ulaştı. Serhat Kaya’nın anlatım tarzı klasik dramatik kalıpların dışına taşan, iç monologlarla derinleşen ama asla dağılmayan bir bütünlük sunuyor. Daha da dikkat çekici olan ise son iki yıla dört eser sığdırmış olması: Katarsis, Bekleme Odası, Nadide Adalet ve Uçurum. Üstelik bu üretkenlik içinde en küçük bir tekrar hissi yok. Her kitap başka bir temaya, başka bir ruh hâline, başka bir estetik arayışa yaslanıyor.

Bugün belki adı yeni yeni daha geniş kitlelerce duyuluyor. Ancak görünen o ki, Türk edebiyatında yükselen bu ses, uzun süre konuşulacak ve bir zaman sonra ülke sınırlarını da aşacağa benziyor. Ve belki yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, bu dönemi bir başlangıç olarak anacağız. O gün geldiğinde, Uçurum için “zamanının ötesinde bir roman” demek kimseye iddialı gelmeyecek.


 🔍Magazin 24 saat | Röportaj : Hülya ÖNAL


✎ İnternetin en geniş kapsamlı yayını Net Dergim için tıkla
Etiketler

Top Post Ad

Below Post Ad

Önizle
Sosyal Sorumluluk Projesi
VERIFY-TANITIMPRO-e077c8d0736e0b0d8fed9a650e23ad34